Sanat ve Büyü

Sanat ve Büyü

Başlangıçta doğaya karşı savaşında pek de başarılı olamayan insan, doğaya boyun eğmiş durumdaydı. Doğadaki her nesnenin bir ruhu olduğunu ve hatta konuşabildiklerini düşünerek onlardan korkuyordu.

Doğa güçlerine karşı alabildiğine bilgisiz ve çaresiz olan insan, zamanla büyü gücüne başvurmaya başladı. Büyü yolu ile doğaya karşı kendini savunma ve yaşamını sürdürme çabası içerisine girdi. Doğayı etkilemek ve onu denetleyebilmek için büyüye başvurdu.

Hayvanların kolayca avlanması ve çağırılması amacıyla duvarlara resimleri ya da yontuları yapılıyordu. Böylece büyü yolu ile avlanmayı kolaylaştıracağını düşünüyorlardı. Yine aynı amaçla çeşitli danslar yapıyor ve hatta bu hayvanların bazı uzuvlarını üzerlerine takıyorlardı. Böylece, çizgiyle, dansla, sözle, ilkel anlamda sanatsal etkinliklerde bulunuyorlardı. Hiç kuşkusuz bu çağdaş anlamda bir sanat değildi ve estetik değerlerden yoksundu. Yalnızca büyü yapmanın bir aracı idi.

“İnsanlığın başlangıcında sanatın güzellikle uzun boylu bir ilintisi yoktu, estetik kaygısı ise hiç yoktu: İnsan topluluğunun yaşama savaşında kullandığı büyülü bir araç, bir silahtı sanat.”

Sanat bir büyü aracıydı ve insanın doğaya karşı savaşında başarıya ulaşmasına yardımcı oluyordu. Bunun yansıra, toplumsal ilişkilerin gelişmesini de sağlıyordu. Ancak, sanatın başlangıcının bu durumla açıklanması eksik ve o nedenle de yanlış olacaktır.

Fischer, “Sanatın Gerekliliği” adlı çalışmasında, birtakım parıldayan şeylerin, ışığın, parlak renklerin, değerli taşların, hoş kokuların, cinsel çekiciliğin, birtakım ritmik hareketlerin tekrarında alınan haz gibi etkilerin de bunda önemli payları olabileceğini söylemektedir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir